|
EYLEMSEL DÜŞÜNÜR OLARAK ATATÜRK
Atatürk'ün bir eylem
adamı olduğu, onda bir düşünürde aranacak niteliklerin aranamayacağı
biçimindeki sav yaygındır. Ancak, baş kahramanı olduğu olaylara
bir göz atmak bile aksi kanıyı uyandırmaya yeterlidir: Atatürk Samsun'a
ayak basmadan önce yüklendiği tarihsel görevin ne olduğunu saptamış
ve amaca varmak için uygulayacağı programı kesinlikle tasarlamıştı.
Kendisini olayların akışına hiç bir zaman kaptırmayıp, tam tersine
onları kendi lehinde yönlendirmeyi, onlardan yararlanmayı başarmış
olması da, esasen, ancak bu bilinçliliği ile açıklanabilir. Fikirlerinin
berraklığı, kurucusu olduğu kurumlarda yansıyan dahiliğinin parıltıları,
ona çağdaş İslam evreninin en büyük düşünürlerinin eriştikleri noktanın
çok ötesinde; çok üstünde ayrı bir yer sağlamaktadır: söylevlerinin
incelenmesinden edinilen kanı budur.
Eseri insanın karşısında anıtsal bir gerçek olarak
durduğu için, Atatürk'ün fikir yönü gözden kaçmaktadır. Fikirlerini
gerçekleştirmeyi başarmış olması adeta bir kusur gibi yüzüne vurulmak
istenmektedir: oysa fikirler, gerçekleşmekle, ideal düzeydeki anlamlarını
ve değerlerini yitirmezler.
Dendiği gibi, onu eylemce iten, düşüncesidir. Düşüncesi o kadar
güçlü ve özgün bir düşüncedir ki, nedeni ve parçası olduğu eylemleri,
yepyeni bir ışık altında görür', onlara yeni boyutlar kazandırır.
Gerçekten de yetenek sahibi her''hangi bir Türk generali direnme
hareketinin başına geçip günün birinde Sakarya kıyılarında yurdu
istila eden düşmanla muharebeye tutuşabilir ve onu yenebilirdi.
Ancak, "Kahraman Türk neferinin Anadolu muharebelerinin manasını
anlaması, yeni bir mefkûre ile muharebe etmesi" yalnızca Atatürk
tarafından sağlanabilirdi. Muharebeyi izleyen günlerde, uyanan bu
yeni bilinci ülkeyi coşturan bu yeni ideali gözleyen bizzat kendisidir:
Atatürk yalnız geleneksel düşüncenin sınırlarını parçalayıp kolayca
aşan bir devrimci değildir; o aynı zamanda olaylara olduğu kadar
kendi düşünce dünyasına bilincinin ışığını tutan bir düşünürdür.
Devrimi sürdürerek, ilkeleri uyarınca saltanatı ve daha sonra hilafeti
ortadan kaldırıp Cumhuriyeti ilan ettiği, bir takım cüretli atılımlarla
ülkenin genel görünümünü değiştirdiği yıllar boyunca, Sakarya muharebesi
yeni bir anlam ve önem kazandı. Sakarya muharebesi "Doğunun,
Batı uygarlığını, Batıya karşı savunduğu muharebe" olarak tarihe
geçmeye hak kazandı.
Öte yandan eylemini, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet
dönemleri olmak üzere, iki döneme ayırmak âdet olmuştur. Kurtuluş
savaşında asker olarak parlak zekâsını ortaya koyduğu, Cumhuriyetin
ilanından sonra ise devlet adamı ve reformcu olarak sivrildiği ileri
sürülür. Bu sav, eserini çok yanlış ya da maksatlı açıdan görenlerin
savıdır. Çünkü yazılı ve sözlü beyanları hiç bir kuşkuya yer bırakmayacak
bir kesinlikle tam tersini kanıtlamaktadır. Devrimin özünü oluşturan
esaslar 1919-1923 yılları arasında hem uygulamaya temel olmuş, hem
de birer ilke olarak dile getirilmiştir. Bu da göstermektedir ki
Cumhuriyet dönemiınde başarılan işler ne kadar önemli ve çarpıcı
olursa olsun, gene de bu öncüllerin doğal ve zorunlu birer sonucudurlar.
Gerçekten, Wilson ilkelerine baş vurmak ve böylece
impâratorluğun ve saltanatın temelini oluşturan Osmanlılık ilkesine
ilk ciddi darbeyi indirmek suretiyle Türk ulusçuluğu esaslarına
dayanan programı kaleme alması, Samsun'a ayak basmasını izleyen
günlere rastlar. Gene o günlerde ulusal egemenlik ilkesinin ilanını
hazırlayan beyanlarda bulunur. Milli Misak ve anayasa, savaşa girişilirken
kaleme alınmıştır: bunu belirten bizzat kendisidir. Ayrıca, ekonomik
temelleri sağlam bir devlet yaratılmasını, akılcı ve ulusçu bir
eğitim kurulmasını, Cumhuriyetin ilanından önce talep etmiştir.
Nihayet, savaş süresince çok büyük bir ihtilalin gerçekleştiğini
idrak eden gene kendisidir. Atatürk'ün çok yönlü kişiliğini daha
iyi anlamak için bir özelliği göz önünde tutulmalıdır: Atatürk Türk
ulusunun ortak bir duygusunu, din duygusunu sömürmekten - bunun
tükenmez bir manevi güç kaynağı olacağını bildiği halde - kesinlikle
ve sistemli olarak kaçınmıştır. Hiç bir zaman müttefiklere ve Yunanlılara
kutsal savaş ilan etmemiştir. Ulusçuluk ilkesini bayrak edinmiş
ve, yığınların anlayışsızlığını yenmek zorunda kalacağını, şiddetli
bir direnme ile karşılaşacağını bildiği halde, ulusta bu yeni bilinci
uyandırmaya çalışmıştır. Bu yüzden Anadolu'da yer yer ayaklanmalar
olmuştur; onun bu, temel ilkeler konusunda ödün vermeme kararı,
Ankara hükümetinin direnişi örgütleme çabasını çok güçleştirmişse
de, toplumu ileride başlatılacak olan yenilik hareketlerine hazırlama
bakımından yararlı olmuştur.
Bu kadar aydınlık ve berrak bir zekâya sahip olan bir
insanın kendi eserinin anlam ve değerini kavrayamayacağı düşünülemez.
Hukuk okulunun açılması münasebeti ile, Ankara'da söylediği söylevde
devrimin geçirdiği aşamaları ana hatları ile dile getirir: Atatürk'ün
gözünde başarılan ihtilal o denli önemli ve geçmiş ihtilallerin
hepsinden nitelik bakımından o kadar farklıdır ki ona bir başka
ad vermek gerekir: Gerçekten de, bu ihtilal sayesinde Türk toplumu
tümüyle dünyaya dönük - yani akılcı ve laik - yepyeni bir zihin
yapısı edinmiştir.

|